Ana Sayfa
  Otelimiz ve Konumu
  Tarihçe
  Odalar
  Havuzlar
  Gastronomi
  Alternatif Etkinlikler
  Galeri
  Fiyat Politikası
  Online Rezervasyon
  Ölüdeniz Hava Durumu
  Yorumlarınız
  Ulaşım
  İletişim




BÖLGENİN TARİHÇESİ(ANTİK KENTLER):

Telmesos Antik Kenti(Fethiye)

Otelimize Uzaklığı 12 km olan Fethiye’nin antik dönemlerdeki ismi; Telmessos’tur. Lykia’nın en eski kentlerinden birisidir. Bu kentin Likya ve Karya uygarlıklarının sınırında M.Ö. 5. yy. da kurulduğu biliniyor. Livius, Telmessos körfezinin bir yanının Karia’ya öteki yanının Lykia’ya ait olduğunu yazar.M.Ö. V.yüzyıla ait sikkelerde ise kentin adı Telebehi olarak geçer. Kentin uzun bir geçmişi olduğu bilinirse de kurucularının kimler olduğu açıklık kazanamamıştır. Ayrıca kent, bilici (kâhin) okuluyla da ün yapmıştı.
Günümüze ulaşan kalıntılardan, Helenistik ve Roma dönemlerinde kentin oldukça zengin ve yüksek bir kültüre sahip olduğu ve tanrı Apollon’a adanmış ünlü bir kehanet merkezi olduğu anlaşılıyor. Antik Telmessos’un Likya’ya özgü kaya mezarları, lahitleri, kale ve tiyatrosu bütün görkemiyle Fethiye’yi süslüyor.
Fethiye ve Antalya arasında uzanan Teke Yarımadası antik dönemlerde Likya olarak adlandırılmış. Anadolu’nun yerli halklarından olan Likyalılar, Homeros’un ünlü İlyada’sında ve Kadeş Savaşını sona erdiren tarihin ilk yazılı antlaşmasında, denizci bir ulus olarak tanımlanmıştır.
Büyük İskender’in ölümünden sonra bir süre diğer Lykia kentlerinde olduğu gibi Ptolemaios’lara bağlanmıştır. Romalılar ile Seleukoslar arasında yapılan bir savaştan sonra M.Ö. 188’de Apameia Barışı ile Maiandros (Büyük Menderes) ırmağının güneyinde kaldığından Rodos’a bağlanması gerekirken Pergamon krallığına bağlanmıştır. M.Ö. II. yüzyılın ortalarında Lykia Birliğinin sikke basan üyeleri arasına katıldı. Kral III.Attalos’un ülkesini vasiyyet yoluyla Roma’ya bırakmasının ardından Telmessos yeniden Roma egemenliğine girmiştir. Bu arada Roma bağımlısı Lykia kentlerinin kendi aralarında kurduğu konfederasyona katılmıştır.

Fethiye’nin simgesi olarak kabul edilen Amintas Mezarı, limandan kenti çevreleyen tepenin eteklerinde muhteşem görüntüsüyle göze çarpıyor. In Antis planlı, İyonik bir tapınak cephesine sahip olan mezar, Helenistik dönemde 4. yy da Telmessos kentinin yöneticisi olduğu sanılan Kral Amintas’ın anısına inşa edilmiş.

Kentin içinde Likya tipi birçok lahit mezar örneğine rastlamak mümkün. Bazılarının üzerinde Likya dilinde yazılmış kitabeler mevcut. Özellikle Hükümet Konağının bahçesinde bulunan lahit, üzerindeki savaşçıları betimleyen kabartmaları ile dikkat çekiyor.

Kale, kent akropolünde, Roma döneminde inşa edilen eski duvarların üzerine 11. yy da yapılmış. Rodos’lu Şövalyelerin Fethiye’yi bir deniz üssü olarak kullandıkları 15. yy da bir onarım gördüğü biliniyor.

Telmessos antik tiyatrosu ticari iskelenin hemen arkasında, Fethiye kent merkezinde bulunuyor. Tipik bir Roma özelliği gösteren tiyatronun 2. yy da daha önceden Yunan tarzında yapılmış başka bir tiyatronun üzerine inşa edildiği biliniyor..

Geçmişte Likya olarak adlandırılan Teke yarımadasında tarih M.Ö. 2. binlerin gerisine kadar uzanıyor. Gerçekte Likyalıların Hititlerle birlikte Kadeş Savaşına katılmış olmaları, onların Anadolu’nun en eski yerli halklarından olduklarını gösteren en önemli işaret. Süreç içinde Likya, Persler, Büyük İskender, Romalılar ve Bizanslılar tarafından işgal edilmiş fakat asla teslim alınamamış.
Telmessos Bizans döneminde de varlığını korumuş Myra metropolitliğine bağlı piskoposluk merkezi olmuştur. M.S.VII.yüzyılda başlayan Arap akınları halkı bezdirmiş ve kentlerini terk etmelerine yol açmış böylece önemini kaybetmiştir. Osmanlı topraklarına 1429’da katılmıştır.

Telmessos'taki kalıntılar:
Telmessos’un çevresi de yazıt, kaya mezarları ve lâhitler yönünden oldukça zengindir. Kent merkezinden denize kadar uzanan alanda dikkati çeken lâhitler kabartmalıdır. Tapınak tipi mezarlara bir örnek olan Hermapias’ın oğlu Kral Amyntas’ın İon tarzındaki mezarı adeta bugün Fethiye’nin bir simgesi gibidir.
M.Ö. IV.yüzyıla tarihlenen bu kaya mezarının cephesi sütunları, üçgen arşitravı ile tamamiyle bir İon tapınağı gibidir. Dört basamakla çıkılan sundurmada, duvar çıkıntıları arasında iki sütun yer almaktadır. Sol tarafındaki çıkıntının üzerindeki yazıt bize mezar hakkındaki bilgiyi vermektedir. Mezar odasına açılan kapıda dört panel bunların üzerinde ise demir çivi başı taklitleri yer almaktadır. Odanın tavanı düz ve kaba işlenmiştir. Üç duvarın kenarında birer taş sedir bulunmaktadır. Yörenin yumuşak ve kolay işlenebilen kireç taşından yapılan lahitler Fransız Choisseul tarafından incelenmiş,1840’da buraya incelemeye gelen Ch.Fellows, bazı parçaları Londra British Museum’a götürmüştür. Amyntas’ın mezarının çok yakınında aynen ona benzeyen fakat daha küçük ölçüde ve bir sütunu kırılmış bir anıt mezar daha vardır.
Fethiye’de kent içerisinde Lykia tipi semerdamlı lahitlerle çokça karşılaşılır. Bunları en önemlisi adeta bir dantel gibi işlenmiş olan kabartmaları ile Hükümet Binasının önündeki lahittir.M.Ö. 340 yıllarına ait bu lahdin kapağındaki kabartmalarda dörder savaşçı ellerindeki kalkan ve kılıçlarla savaşmakta,uzun giysili bir adamda koltukta oturarak onları seyretmektedir. Yan taraflarda da figürler vardır. Alt kısımdaki kabartmalar tamamen tahrip oldukları için alt kısmı değerlendiremiyoruz. Fethiye’nin doğusunda Ölü Deniz kavşağındaki dik yamaçlarda kaya mezarları görülmektedir.
Kentin Çarşı caddesinden Kaya Köyü yolu üzerindeki bazı kalıntıların Apollon mabedine ait olduğu sanılıyorsa da bunu kesinleştirecek verilere rastlanamamıştır. Ayrıca nekropol alanında bulunmuş bazı yazıtlarda Artemis Mabedi’nin ismi geçiyorsa da bu mabedin yeri saptanamamıştır.

Tlos Antik Kenti:
Otelimze 50km uzaklıkta olan Tlos Antik Kentine ,Fethiye-Antalya yolu üzerinden 22 km sonra Kemer Bucağı’na sapıp, şehir içinden sağa dönerek (Çatallar Köyü yolu) 12 km sonra varabilirsiniz.
Likyalıların M.Ö 1200 yıllarında yapılan Troya savaşına katıldıklarına dair belgeler bulunmaktadır. Likya şehirlerine ait bulunan belgelerde ise M.Ö V.yy’a kadar gidilebiliyor.Daha eski belgelere ulaşılamadığı için bu şehirlerin tam kuruluşu bilinememektedir.Tlos’da tesadüfen bulunan bir baltanın M.Ö 2000’lere ait olduğu saptanmıştır.Bu kentin Likya bölgesindeki en eski kentlerinden olduğunu ve kuruluşunun M.Ö. 2000'lerden de eskiye dayandığını göstermiştir.Kazılar ilerledikçe Likya kentlerinin de kuruluş tarihleri daha da belirginleşecektir.
Tlos,Likya Federe Birliğinin 6 büyük kentinden biri ve birliğin ''spor merkezi'' dir. Mitolojik kanatlı at Pegasus ile onun kahramanı Bellerephontes’in burada yaşadığına inanılıyor. Bellerephontes’in kanatlı atı Pegasus ile birlikte savaşırken resmeden süslemeler ören yerinde görmeniz gereken güzelliklerden biridir.
Kent Akrapolünün üzerinde yer alan doğal kayalara oyulmuş mezarlık, Lkyia’nın en güzel ev tipi mezarlarıdır. Nekropoldeki İ.Ö. 2 yy.a tarihlenen kral tipi mezarın ise Bellerephontes'e adandığı bilinir. Akropol, Kanlı Ali Ağa’nın Sarayı, Stadyum, Gymnasyum, Palaestra, Hamam, tiyatro, nekropol Tlos’tan günümüze ulaşan yapılar

Xanthos:
Otelimize 60 km uzaklıkta ki Ören yerine Fethiye-Kaş yolunu takip edip Eşen suyu kenarından sağa giden yolu kullanarak ulaşabilirsiniz. Kınık köyünün hemen yanındadır.
Tarihçesi M.Ö 1200’ e dayanan Xhantos antik kenti, Likya Federe Birliğinin ilk siyasal başkenti olarak biliniyor . Kentle ilgili bilgiler tarihçi Heredot’un yazılarında da geçmektedir. İ.Ö. 546 da Perslerin işgali sırasında halkının teslim olmayarak tarihin ilk toplu intiharını gerçekleştirdikleri ve akın sırasında şehirde olmayanlar dışında herkesin öldüğü anlatılır. Şehir bir çok savaştan sonra tekrar kurulur. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Xanthos, yöreye Arap akınlarının başlamasıyla M.S.VII. yüzyılda terk edilmiştir.
Helenistik döneme ait kalıntılar, Roma imparatoru anısına yapılan kemer kalıntıları, İngilterede sergilenen Nereidler anıtı’nın kalan kısımları, Lykia mezar anıtı ile Helenistik sur kalıntıları, Lykia akropolü, Agora, Bizans bazilikası, Lykia saray kalıntıları, Roma Akropolü , Bizans bazalikası, Pillar anıtı, Aslanlı mezar kalıntıları(sadece kaidesi kalabilmiş bugüne) görülmeye değer yapılardır.
1838 yılında İngiliz araştırmacı Charles Fellows tarafından kazılan kentten taşınan “Nereidler Anıtı” ve Likya sanatının diğer benzersiz örnekleri halen Londra’da British Museum’da sergileniyor.

Patara Antik Kenti:

Otelimize 90 km uzaklıktadır. Antik Xantos ve Letoon antik kentlerini gezdikten sonra sıra Patara’ya gelir.Dünyanın en güzel plajlarından Patara plajına vardıktan sonra Gelemiş köy ayrımından 4 km gidilince Dünyanın en korunmaya değer 100 anıtı listesinde ki Patara antik kent karşınıza çıkacak.
Lykia bölgesinin en eski ve en önemli kentlerinden biri olmasının bir sebebi de tanrı Apollon’un burada doğduğuna inanılmasıdır. Kentin kuruluşu kesinlik kazanamamakla beraber Hitit Kralı IV. Tudhaliya (M.Ö.1250-1220) Lukka seferi sırasında buradaki Patar dağının karşısında adaklar sunmuş, steller diktirmiş bununla da yetinmeyerek kutsal alanlar yaptırmıştır. Kentin kuruluş tarihi M.Ö.VII.yüzyıla kadar iner. Kazılarda bulunan geometrik desenli çanak-çömlek ve arkaik parçalar bu yy.a aittir.
Likya Federe Birliğinin idari başkenti niteliğini taşıyordu.Çünkü Xanthos antik kentinin denize açılan tek limanı kenti Patara’ydı.Likya birliğinin en zengin kentleri olduğu kalıntılardan göze çarpıyor.Patara’da Dünyanın ilk parlamento binası ve en eski deniz feneri bulunmaktadır. Kent Lykia Birliği toplantılarının merkeziydi ve bir çok toplantı burada yapılıyordu. O dönemde kent Pttara olarak anılıyordu.
Roma döneminde oldukça ünlenmiş olan kent kumlar altında kalmaya başladıktan sonra önemini yitirmeye başladı. Bugün bir çok kalıntı kumlar altında.
Patara’nın en ünlü yapısı limana giden yol üzerindeki, Roma’nın Lykia-Pamphilya valisi Mettius Modestus’un M.S. 100 yıllarında yaptırmış olduğu zafer takıdır. Bu tak aynı zamanda Patara’ya su getiren su kanalları içinde kullanılmıştır. Takın her iki yüzünde heykellerin konulduğu boşluklar dikkati çekmektedir. Büyük olasılıkla buralara valinin, ailesinin veya kent yöneticilerinin büstleri konulmuştur. Kuzey cephesindeki bir yazıtta:“Lykialıların metropolü Patara’nın halkı tarafından..” inşa edildiğini ifade eder.
Sular altında kalmış üç nefli bir Bizans kilisesi, Lahitler, Vespasianus hamamı, Korinth Mabedi, Tiyatrı, Granerium (Hububat Deposu), Arslanlı Mezar, Tepecik Nekropolü, Doğu Nekropolü, su yolları dağıtım şebekesi, Hurmalık Hamamı, Ana Cadde, Kent Bazilikası, Kısık Köprüsü, set duvarları, surlar, İustinianus suru, Doğucasarı Akropolü, Ambar yanı, Tepecik, Tepecik Hyposorion yer altı mezarları, çömlek fırını, Doğucasarı taş ocağı ve Kutsal Alan görülmesi gereken yerler..

Pınara Antik Kenti:
Otelimize 60 km uzaklıkta , Akdağ’ın eteklerinde Likya’nın “güzellikler merkezi” olan Pınara’ya: Fethiye-Kaş karayolu güzergahından Kınık beldesinden sol tarafa ayrılan ve 1 km süren yolla ulaşılabilir. Eşen bucağına bağlı Minare köyünün 3 km. batısında son derece dik biri büyük diğeri küçük iki tepenin yamaçları üzerinde kurulmuştur. Minare köyü harabelere aşağı yukarı yarım saat uzaklıktadır.
Lykçe’de Pinale “yuvarlak” anlamına gelir. Bu ismi, üzerinde oturduğu yuvarlak kayadan almış olmalıdır. Hititçe’de de Pina isimli bir sözcük vardır.Büyük bir olasılıkla Pınara da bu sözcüklerden türetilmiştir.
Eski kaynaklarda şehrin Xantos’tan gelme kolinistler tarafından kurulduğu yer almaktadır. M.Ö. IV yüzyılda Karia uygarlığına ev sahipliği yapan, M.Ö.334’de Büyük İskender’e kapılarını açarak teslim olan Pınara’nın tarihi İskender çok önceye Troya’ya kadar gider.Troya kaynaklarında Pınaralı okçu Pandaros’tan bahsedilir. İskenderin ölümünden sonra Bergama krallığına, M.Ö. 168-67 de Koinon, daha sonra Roma İmparatorluğunun şehri olmuştur. En parlak dönemini bu dönemde yaşamış. Son olarak Bizans imparatorluğunun egemenliğine giren bölge, M.Ö 141 yılında olan depremle önemini yitirmiştir.
Lykia Federe Birliği içerisinde üç oy hakkına sahip en önemli kentlerinden biri olan Pınara antik kenti , ilk güzellik yarışması yapılan kent olarak da bilinir.Tanrıça Afrodite adanan kalp biçimli hazırlanmış sütunların çevrelediği ve kalp şeklinde planlı ilginç mimari özelliğe sahip tapınak günümüzde hala ayaktadır.
Şehrin Akrapolü, üzerinde mezarların yer aldığı yuvarlak bir kayaya inşa edilmiştir. Güvercin yuvası biçiminde yuvarlak bir tepenin yamacına kazılmış sayısız mezarın görüntüsü gerçekten heyecan verici. Bu mezarlar içinde en önemli olanı plastik kent betimlemesi içeren mezardır.Şehrin Akrapol’ü Bizans dönemine kadar kullanılmıştır. Zengin mimari kalıntıların günümüze ulaşması Pınara’nın eskiden refah içerisinde yaşayan bir kent olduğunu göstermektedir.

 

Cadianda Antik kenti :
Cadianda antik kenti, Otelimizden 30 km Fethiye ilçe merkezinden 20 km uzaklıktaki Üzümlü’nün 3km güney-doğusunda yer alır.Antik çağda Kaunas-Araxa yolu üzerinde bulunuyordu.Likya Federe Birliğine en son katılan kent sayılır. İlginç fiziksel yapısı içinde kurulan kent doğal nedenlerle oldukça yıpranmıştır.Antik dönemlerin Cyclop (Kiklop) duvarlarının dünyadaki en güzel örneklerinden sayılan yapılar, spor-hamam kompleksi, , tiyatro, Heroon diye adlandırılan tapınak tipi anıtsal mezar ve agora Cadianda’dan günümüze ulaşan görülmeye değer yapılardan birkaçı. Son zamanlarda yapılan kazılar ilgi odağı haline gelmesini sağlamıştır
Letoon Antik Kenti:

Otelimize 60 Km uzaklığında bulunan Letoon antik kentine Fethiye-Kalkan yolu üzerinden ulaşabilirsiniz. Xhantos kentine 5km mesafededir.Kente ki kalıntılar kentin tarihini M.Ö 7 yüzyıla kadar uzandığını gösteriyor.
Tarihsel kaynaklara göre Tanrıça Leto’ya adanarak kurulan Letoon, Likya Federe Birliğinin “kutsal kenti” ve “ dinsel merkezi”. Likya’nın bütün kutsal törenlerinin burada yapıldığı biliniyor. Tanrıça Leto ve ikiz kardeşleri Artemis ve Apollon’a adanan 3 tapınak yapısı, nympheus, Bizans döneminden kalma kilise yapıları, agora ve Tiyatro’daki arkeolojik kazı çalışmaları halen sürdürülüyor. Tapınaklarda ki çeşme ile Bizans kilisesi ve Roma Tiyatrosu Dünya Miras listesinde yer almaktadır. Ayrıca son dönem sürdürülen kazılarda bölgenin erken Hıristiyanlık dönemine ilişkin kiliseleri de ortaya çıkartılmıştır.
Hellenistik döneme gelindiğinde burası en ihtişamlı dönemini yaşamaya başlar, kutsal alanı çevreleyen büyük portikolar ile M.Ö. II.yüzyıla ait bir tiyatro yapılır. Roma döneminde ise Lykia’nın eyalet olarak küçülmesine karşın burası dini niteliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Bu devirde Tanrılaştırılmış Roma İmparatorları kültü için bir salon ve İmparator Hadrianus’a atanan büyük anıtsal bir çeşme yapılmıştır. Hıristiyanlığın yayılmasıyla VI.yüzyılda bir de kilise ilave edilmiştir. Yalnız bu kilisenin yapımında antik eserlerin yıkılmış parçaları kullanılmıştır. Daha sonra da bu kutsal alan terk edilmiştir.
Yunan mitolojisindeki Leto kültünün Lycia’da Yunan döneminden de önce saygı gördüğü ve bu nedenle de Likçedeki “kadın” veya “eş” anlamına gelen Lada ile bağdaşabileceği de iddia edilmiştir.
Tapınaklaraın kuzeyindeki alanda Hellenistik dönemde yapılmış bir stoa ile onun batısında diğer bir başka stoa daha ortaya çıkarılmıştır. Buradaki buluntu ve kalıntılara, keramiklere dayanılarak M.Ö.VIII.yüzyılda yapıldığı söylenmişse de bu kesinleşmemiştir. Kutsal alanın güney-batısında, günümüze çok iyi bir durumda gelebilmiş Nymphaion, yarım daire şeklindeki sütunlu portik ile bir havuz ortaya çıkarılmıştır. İnsitu durumundaki bir yazıt, Nymphaion, portik ve havuzun İmparator Hadrianus döneminde (M.S.117-138) yapıldığını açıklamaktadır.
Kutsal alanın yanında, tapınaklara çok yakın bir tepenin yamacında tiyatro bulunmaktadır. Hellenistik dönemde yapılan ve Roma döneminde yeniden düzenlenen tiyatronun Caveası alışılagelen yarım daireden daha büyüktür.
Kutsal alanın kuzey-doğu girişi yakınında bir nekropolle karşılaşılmıştır. Toprağa gömülü nekropol kapısı oldukça güzel yaprak motiflerle bezenmiştir.
Ayrıca 1950 yılından bu yana yapılan kazılarda Nymphaion’un doğusunda, M.S.IV.yüzyıla tarihlenen manastır kalıntıları, İon ve Dor üslubunda Hellenistik, Roma dönemlerinin portik kalıntıları, Lycia dönemine tarihlenen duvarlar, Roma heykelleri ve yazıtlar vardır. Kutsal alanın batısında Pydnai veya Kydna olarak isimlendirilen küçük bir yerleşim alanı ile karşılaşılmıştır. Bugün Gavur Ağlı olarak isimlendirilen bu yerde bir kale kalıntısı da dikkati çekmektedir.

Karmylessos Antik Kenti(KAYAKÖY):
Otelimize 10 km uzaklıktadır. Ölüdenizden- Hisarönü’ne ve buradan Kayaköy’e gidilir. Tarihçesi M.Ö 3 binli yıllara dayanır. İlk bilinen antik ismi Karmylessos’dur. Kelime olarak Hellen dilinde “Doruktaki Değirmen Kenti” anlamına gelmektedir. Tarihi kaynaklardan kent ile ilgili bilgiye rastlanmamaktadır. Yalnızca Strabon “dar ve derin bir derede iskân edilmiş bulunan Karmylessos...” diye Pınara’ya giden yolu anlatırken sadece sözünü eder.
Günümüze gelen kalıntılara bakıldığında kentin M.Ö.4. yüzyılda kurulduğu anlaşılmaktadır.
Antik kalıntılarından daha çok, bölgede 19. Ve 20.yüzyılda rum yerleşimciler tarafından yapılan ve köyün güney ucunda yer alan yapı grubu dikkat çekicidir.Rum halkının olduğu dönemde Levissi ismi ile bilinen Kayaköy’e 1922 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan bir “Nüfus değişimi” anlaşması sonrası Batı Trakya’daki gelen Türk ahali yerleşmiş, bölgenin rum halkı ile yer değiştirmiştir. Ancak bölgeye gelen Türk halkının çoğu bölgeye uyum sağlayamadığı için göç etmiştir. Kayaköy binlerce ev ve yapının olduğu hayalet köy haline gelmiştir.
Binlerce terk edilmiş konutun yanında, kiliseleri, şapelleri, okulları, çeşmeleri lahit ve kaya mezarları ziyaret görülmesi gereken yerler. Günümüzde Kayaköy Restore edilmekte ve dostluk köyü olması için çalışmalar yapılmaktadır.

Sidyma Antik Kenti:

Otelimize 70 Km uzaklıkta olan Sidyma antik kentine Fethiye-Kaş ana yolundan Eşen’in 6 km güneyindeki sapaktan 6 km daha gidilir.Bu yolun Jeep’le gidilmesi önerilir..Bundan sonrası için taşlık ve dik olan bir patikadan 250 metre daha yüksekliğe tırmanarak ulaşılıyor. Sidyma , Dodurga köyü yakınlarında,Denizden 500 metre yükseklikte olan, Cragus dağının yamaçlarında,ulaşılması oldukça zor bir bölgededir.
Kent kalıntıları buraya en eski arkaik dönemde yerleşildiğini göstermektedir. İsminin Sidyma olması(Idyma,Didyma,ve loryma) kentin çok eski bir tarihe sahip olduğunu kanıtlar.İlk ele geçen yazılı belge M.Ö. 1y.y.’a aittir. M.Ö.168/67 deki büyük Lykia birliğindeki 23 kentin içinde ismi geçmektedir. Daha sonra kurulmuş olan 36 kentin dahil olduğu Koinon’a da katılmıştır.
Günümüze ulaşan yazıtlar ve kalıntılar Roma imparatorluğundan kalmadır. Sidyma’nın ismi tarihte Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un (450-457) İmparator olmadan önce Perslerle yapılan savaşta Lykia’da hastalanmasıyla duyulmuştur Sidyma Roma çağında büyük bir gelişim göstermiş ve bu durum Bizans döneminde de sürmüştür.
Sidyma akropolü Eşen Köyü’nün kuzeyinde olup iki bölümlü bir tepededir. Tepenin güney-doğusunda 365 m. uzunluğunda ve yerin konumuna göre 3 m.ye yükselen duvarlarla akropol çevrilmiştir. Doğuda polygonal biçimde bir kapı ile gözetleme kulesi dikkati çekmektedir. Bunun biraz ilerisinde de geç dönemde yapılmış bir tiyatro bulunmaktadır. Büyük bir bölümü toprak altında olan tiyatronun oturma sıralarından altısı görülmektedir. Akropolün kuzey eteğindeki kalıntıların ne olduğu anlaşılamamakla beraber büyük olasılıkla Lykia tipi mezar anıtlarıdır.
Köyün ortasında olan bugün çok iyi durumda olan ve sütunları ayakta duran Stoa İmparator Claudius zamanında (M.S.41-54) yapılmıştır. Onun hemen yanı başındaki 9 m. uzunluğunda Artemis Mabedi de yine aynı döneme tarihlenmektedir. Köyün girişinde,yalnızca kemerleri ayakta kalmış hamam ve kilise kalıntıları da dikkati çekmektedir. Köyün kuzeyindeki bir evin içerisinde de Roma çağı mozaiklerle karşılaşılmıştır.
Sidyma’nın nekropol alanı hem çok geniş ,hem de çok dağınıktır. Buradaki mezar anıtları M.S.I-III.yüzyıllara tarihlendirilmiştir. Ayrıca iki tepe arasındaki çok sayıda mezarlar Ksanthos ile Pınara’dakilerle yakın benzerlikleri vardır. Bunların yanı-sıra Pınara’da benzerleri görülen, güvercin yuvası şeklindeki kaya mezarlarının yanı sıra ev veya lahit şekillerindeki mezarlar da kentin sembolü konumundadır.
Tepeye varıldığında hemen patika bitiminde bir anıt mezar ve daha ileride 7 mezar göze çarpar. Mezarların bazılarının yapıları,Likya’da görülen gotik biçimi yerine, üç köşeli kapakları olan lahit mezarlardır. Bu durum Sidyma antik kentinin klasik dönemde ki varlığını gösterir.

ARAXA ANTİK KENTİ:
Otelimize 50 km. uzaklıkta, Fethiye’de Evren(Ören) Köyü yakınlarında,Lykia, Phrygia ve Pisidia sınırları arasında kalmış antik bir kenttir. Antik Xanthos Çayının çıktığı yerde kurulmuştur. Bu olağan üstü su kaynağı mitolojik öykülere konu olmuştur.
Araksa ismi Luwi ve Karia dillerinde “sunağı olan mabet” anlamındadır. Lykçe yazıtlarda bu kentin ismi Araththi olarak geçer. Plinius eski Likya birliğinden bahsederken bu birliğe dahil olan 36 kasaba ve kentlerin içinde Araksa’nın da olduğunu yazar. Kentin ne zaman kurulduğu bilinmediği gibi antik tarihlerde de belirgin bir bilgi verecek nota rastlanmamıştır. Yalnızca M.Ö. 2000’lerde komşusu Boubon ve Kibyra kentleri ile savaşmıştır.
Bugün Evren(Ören) Köyü sınırları içerisinde kalan kentten günümüze sur kalıntıları, hamam ve Bizans dönemine ait su yolu,bunun yanı sıra birkaç Lykia tipi kaya mezarı kalmıştır.

ARSADA ANTİK KENTİ:
Otelimize 60 km uzaklıkta olan Arsada antik kenti, Fethiye ilçesine bağlı , Kemer’in Arsa köyünün 3 km. doğusundadır. Arsada antik kenti, Xanthos vadisinin gerisinde ve hayli yüksekte, şimdiki adıyla Akdağ yamacındaki yüksek bir düzlükte kuruludur. Yaklaşık 900 metre yüksekliktedir ve yolu yoktur. Kayadibi köyünden uzun ve dik bir patika ile ulaşılır. Arsada Luwi ve Lykia dillerinde “akarsu” anlamına gelen bir sözcüktür. Arsa köyü çevresinde de akarsuların bulunuşu ismin doğruluğunu kanıtlamaktadır.
Köyün hemen batısında uzun alçak bir tepe bulunmaktadır. Batıya doğru vadiye oldukça dik inen tepenin doğu yamacında, aşağı yukarı yarı yolda, 2,5 metre kalınlığında taştan örülmüş bir duvar vardır. 300 metrelik bir kısmı yarı yarıya sağlamdır. Duvarın kuzey ucunda 9 m2 boyutunda bir kule ya da ufak kale vadır.
Erken Hellenistik döneme ait olduğu sanılan bu kale, özenle yerleştirilmiş büyük poligonal bloklardan yapılmıştır. Kente ait yapılardan günümüze ulaşan yapı yoktur ancak köyün içinde ve çevresinde bir çok Likya mezarı bulunmaktadır. Çoğu Gotik lahit mezar tipindedir ve yazık ki tahrip olmuştur. En az bir tane ev tipi kaya mezarı ve çevrede birçok yontulmuş, yazılı bloklar mevcuttur. Yazıtların hemen hepsi kitabedir. Köyün biraz üstünde, kuzeye giden patikanın yanında, 2,5 metre yüksekliğinde bir kaya çıkıntısında bir atlıyı canlandıran bir kabartma göze çarpar.
Bu kentin ne zaman, kimler tarafından kurulduğu tarihi bilgilerimizin yetersizliğinden bilinmemektedir.